Birleştirici Cumhurbaşkanı Adayı Dr. Serdar Savaş’tan Bütçe Görüşmeleri Üzerine Değerlendirme

maxresdefault
Abone Ol

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Birleştirici Cumhurbaşkanı Adayı Dr. Serdar Savaş yaptığı açıklamada 2022 bütçesiyle ilgili görüşlerini dile getirdi:

“Bugünlerde 2022 yılı bütçe görüşmeleri yapılıyor. Bütçeler bir ülkenin yönetimi ile ilgili bilgi veren en önemli belgelerdir. Aslına bakarsanız hükümetler bütçe hazırlamak ve uygulamakla yükümlü yapılardır. Demokratik bir sistemde bütçe parlamento tarafından onaylanır ve yargı tarafından denetlenir.

Bütçe halktan saklanıyor ve denetim yapılması engelleniyor.

Devletin bütçesinin tekliği esastır. Kamunun bütün gelir ve giderleri tek bir bütçe altında görülebilmelidir. Oysa ki şu anda RTE’nin ve hükümetin bütçe dışında geliri ve bütçe dışında büyük miktarda gideri bulunmaktadır. Bu gelir ve giderler hem parlamentonun hem Sayıştay’ın yani yargının denetimi dışındadır. 2022 bütçesinde Cumhurbaşkanlığı’na 4 milyar TL, parlamentoya 2 milyar TL, yüksek yargı kurumlarına 1 milyar TL kaynak ayrılmıştır. Bu miktarlar dahi sistemin her türlü denetime kapalı olduğunun bir göstergesidir. RTE hükümeti ülkeyi bir örtülü ödenek altında ‘yönetiyor gibi’ yapmaktadır.

Bütçede yatırım yok, harcamalar ideolojik yapılıyor.

Bütçenin yarısı cari transferler, üçte biri personel giderlerinden oluşmaktadır. Genel bütçeli kurumlar için neredeyse hiç yatırım öngörülmemiştir. Afet ve Acil Durumlar Yönetimi Başkanlığı’nın bütçesi 2,6 milyar TL iken Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi 18,6 milyar TL’dir. Bu da doğal felaketlerde can kaybını ve hasarı neden önleyemediğimizin açıklamasıdır.

Bütçe sadece dar gelirliden vergi topluyor.

Bütçe gelirleri içerisinde beyana dayanan gelir vergisi 15.6 milyar TL, gelir vergisi tevkifatı 250 milyar TL olarak gösterilmiştir. Ayrıca beyana dayanan kurumlar vergisi 10 milyar TL’dir. Bu durum şunu göstermektedir ki hükümet gelir vergisini tamamen bordrolu çalışanların sırtına yani işçi ve memura yüklemiştir. Serbest çalışanlardan ve özel teşebbüsten toplamayı düşündüğü gelir vergisi işçi ve memurun ödeyeceğinin onda biri kadardır. Burada hükümetin tercihini kimden yana koyduğunu açık ve net bir şekilde görüyoruz. İşçiden memurdan 10 birim vergi alırken işverenden, patrondan 1 birim vergi alıyorlar. Bu, hiçbir batı ülkesinde görülemeyecek trajikomik  bir durumdur.

Gelir vergisi, kazanandan daha çok kazanmayandan daha az alınması gereken bir vergidir. Hükümete göre işçiler ve memurlar 10 kazanırken işverenler ve patronlar 1 kazanmaktadır. Direkt vergiler içerisinde buluna gelir vergisi insanı isyan ettirecek kadar adaletsiz bir şekilde tezahür ederken bakın dolaylı vergilerde durum nasıl?

Yurttaşların gelir durumuna bakmadan herkesin eşit miktarda ödediği KDV dolaylı bir vergidir. Burada öngörülen beyana dayanan KDV miktarı ise  266 milyar TL’dir. Yani hükümet diyor ki “Ben büyük nüfus kitlelerini oluşturan yoksul insanlardan KDV toplayarak bütçe havuzumu dolduracağım”. Bunun adı vergi adaletsizliğinden de öte vergi zulmüdür.

Bütçenin dayandığı varsayımlar ‘komiklik’ mertebesinde yanlıştır.

Bu sunulan bütçeyi siyasal bilgiler fakültesinde okuyan bir öğrenci kamu maliyesi dersinde ödev olarak hazırlasa sınıfta kalır. Hocasının ilk söyleyeceği şey “Sen hangi gezegende yaşıyorsun? Bütçeyi dayandırdığın döviz varsayımları şimdiden iflas etmiş durumda daha bunu bile bilmeyen bir öğrenciye ben sınıf geçirmem evladım.”

2022 bütçesi dayandığı varsayımlarıyla, dar gelirliyi tamamen ezen yaklaşımıyla, kamu gelir ve giderlerini karanlık mecralara aktarmasıyla, yasama-yürütme-yargı arasında gücü ve parayı sadece Cumhurbaşkanı’nda toplayan düzenlemeleriyle tam bir utanç vesikasıdır.

Neden IMF ile anlaşma yapılmadığı anlaşıldı.

IMF ile yapılan ‘stand by’ anlaşmaları hükümetlerin rasyonel bir mantıkla ve disiplin içinde bütçe yapmalarını ve ekonomiyi akılcı bir şekilde yönetmelerini şart koşar. Bunun karşılığında kısa vadeli finansal destek sağlar. Türkiye’nin finansal destek ihtiyacı ortadadır ama bütçede şeffaflıktan kaçan RTE, IMF’ye gidememektedir.

IMF’ye gitmeyen RTE, milli menfaatlerimize peşkeş çekerek Katar’a başvurmaktadır.

RTE şeffaflıktan, hesap vermekten kaçtığı, bütçeyi babasının malı gibi yönetmek istediği için IMF’ye gitmiyor. Buna mukabil Katar’a el açıyor. Katar 3-5 dolar vereceğini vaat ettikten sonra Doğu Akdeniz’de petrol arayacağını duyuruyor. Hani Türkiye’nin kırmızı çizgileri? Doğu Akdeniz’deki donanma nerede? Bu kadar onursuz bir politika cumhuriyet tarihimiz boyunca uygulanmamıştır.

Milli varlıklarımız işportacı mantığıyla peşkeş çekilmektedir.

Şimdi bir işportacı çığırtkanlığıyla, hiç utanmadan ekonomik gelişme sağlayacak Çin Modeli’nden bahsediyorlar. Bu anlatılanın en kolay anlaşılacak ifadesi şudur: “Geeel vatandaş, batan geminin malları bunlar!” Fakat bu çığırtı da “vatandaş” denen maalesef Katar’ın, Körfez ülkelerinin vatandaşlarıdır. Ülkemizin ve cumhuriyetimizin tüm birikimi işporta malı gibi satılmaktadır.

Çin Modeli diye yutturulan kavram kayıt ve ahlak dışı piyasa sistemidir.

Ülkemiz ucuz işçi cenneti haline getirilmiş ve bununla da övünülmektedir. Suriyeli ve Orta Asyalı mülteciler ülkemizde kalıcı hale getirilerek asgari ücretin de altında sömürülen insanlarla bir kayıt dışı, kara ekonomi oluşturulmuştur. Bu da Türkiye’de Çin Modeli diye yutturulmaya çalışılmaktadır. Çin Modeli diyen RTE’nin Çin Modeli’ni anlamaya yetecek bir bilgisi yoktur. Çin’de uygulanan devlet kapitalizminin Türkiye’yle hiçbir benzerliği yoktur. Komünist bir geçmişten gelen Çin’le Türkiye’nin ne ekonomik ne sosyal ne de kültürel olarak karşılaştırılması dahi mümkün değildir. O nedenle bu Çin Modeli lafı da bir işportacı lafı olup “Çin işi-Japon işi” tekerlemesinden kaynaklanmaktadır.

TL’ yi dövize çevirmek ahlaksızlıktır diyenin ahlakı yoktur.

Bir hükmet görevlisi “TL’ yi dövize çevirmek ahlaksızlıktır.” demiş öte yandan da lafının başında da serbest piyasa ekonomisinden vazgeçilmeyeceğini söylemiş. Kendi içinde bu kadar çelişkili ve cahilce laf edebilmek ancak RTE’nin şürekâsında bulunabilecek bir özelliktir. Ayrıca bu zata “Siz neden müdahitlerinize ve işbirlikçi yabancılarınıza dolarla ödeme yapıyorsunuz?” diye sormak gerekir.

Türkiye’nin ekonomik modeli serbest piyasa değil Manifesto kitabımda anlattığım gibi ‘Sosyal Piyasa Ekonomisi’ olmalıdır. Sosyal piyasa ekonomisi Atatürk’ün karma ekonomik modelinin 21.yüzyıla uyarlanmış halidir.

İçinde bulunduğumuz durumun temel nedeni ‘erdemsizlik’tir.

Hep söylediğim gibi Türkiye’nin temel problemi cumhurbaşkanından sokaktaki bireye kadar ‘erdemsizliği’dir. Ben sadece RTE’nin ve şürekasının değil iktidarıyla, muhalefetiyle ve tüm vatandaşlarıyla halkımızın daha erdemli olması gerektiğini savunuyorum. Erdemsiz demokrasi olmaz. Dünyadaki bütün ileri ve tam demokrasilerin halkları bizden daha erdemli insanlardır. Halkları müreffeh ülkeler ise tam ve ileri demokratik ülkelerdir. Dünyada refah ülkesi haline gelmiş ama demokrasisi olmayan bir ülke yoktur. Yani erdem demokrasi için, demokrasi refah için ön şarttır. Bunlar ancak yüksek ahlaki ilkeleri olan, bilgili, başkalarına saygılı, demokrasiyi özümsemiş insanlar tarafından gerçekleştirilebilir. Çin malı satan işportacı kardeşimizden ülkeyi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına taşımasını beklemek imkansızdır.”

Bu Yazıya Tepki Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir